25 Nisan 2012 Çarşamba

En çok sessizlikten korkarım ben,
Sessizlik boğar beni.
Sessiz zamanlarda kulaklarım çınlar zamansızca...
Kuramadığım cümleler düğümdür dilime...
Sessizlik boğar beni.
Karanlık bir çığlıktır sessizlik...
Susan varlık erkekse bir kez daha ürkerim ben,
Sesim boğulur, düşüncelerim sapar,
Korkarım, çekinirim ve hatta kaçarım ben sessizlikten.
Sessizlik sadece boğmaz, öldürebilir yüreğimi...

17 Nisan 2012 Salı

Mucizelere inandım bugün...
Doğumun bir mucize olduğuna inandım bugün...
Minicik bir bebek gördüm, elleri minicik, ayakları minicik, gözleri, ağzı, burnu...
Sessiz bir bebek, şimdiden ağzı açık uyuyan bir bebek:)
Ailemizin 11 numaralı miniği, prensesi dünyaya gözlerini açtı bugün...
Bu fotoğraflar bir mucizenin kanıtı, insanoğlunun aracı olduğu doğum mucizesinin sonsuz hatıraları...
İyi ki doğdun Melisa bebek, tüm dualarımız seni nazardan korumak için, hoşgeldin ailemize...

12 Nisan 2012 Perşembe

Bazı sabahlar vardır, sıkıntılıdır. Özel sektörün çetin yanlarını tadarsınız aniden, işte o sabahlardan biri bu sabah!
Lisedeyken, öss zamanı, hep derlerdi; sıra arkadaşınız bile sizin rakibiniz diye...
İşte asıl "rakip sıra arkadaşı" lisede değil, üniversitedeymiş, bu sabah anladım.
Yeni bir döpiyes giyme çabasıyla geçen cuma gittiğim iş görüşmesine, gerçekten sevdiğim, dünyalar tatlısı bir arkadaşım benim yerime kabul edildi! Pek acı, pek sevimsiz bir durum. Oysaki çok da umutluydum kabul edileceğimden.
Özel sektör diyip üç nokta koymaktan başka çare yok bu satırların sonuna...
Hayırlısı diyor, kendimi avutuyor, bugün etrafımdaki kişilere hafif depresif ve gergin modumdan dolayı sabırlar diliyorum.
Bu sefer Döpiyes'in eteğinin ucu söküldü efendim, saygılar...

8 Nisan 2012 Pazar

"Yanlış zamanda karşılaşılan mükemmel insanlar vardır.
Bir de doğru zamanda karşılaştığınız için mükemmel olan insanlar..."


Bir kitapta okudum bu haftasonu ve pek beğendim bu satırları...
Yoğunluktan yazamıyor olabilirim ama bu asla yazılamayacak kadar sıradan şeyler yaşadığımı belirtmez:) Fırsat buldukça yazmaya değil, yazmak için fırsat yaratmaya çalışacağım artık sevgili blog, sağlıcakla kal:)

21 Mart 2012 Çarşamba

Benim yaşlandığımı düşündüğün gün
Sabırlı ol lütfen ve beni anlamaya çalış…

Yemek yerken üstümü kirletirsem üzerimi değiştirecek gücüm yoksa.
Lütfen sabırlı ol. Benim sana bir şeyler öğretmek için seninle ilgilendiğim zamanları hatırla...

Seninle konuşurken, sürekli aynı şeyleri 1000 kere tekrarlıyorsam sözümü kesme beni dinle.

Sen küçükken, uyuyana kadar sana aynı hikayeyi 1000 defa tekrar tekrar okumak zorunda kalıyordum.

Banyo yapmak istemediğimde;

Beni utandırma yada azarlama…

Seni banyoya götürmek için icat ettiğim küçük yöntemlerimi ve oyunlarımı hatırla…

Yeni teknolojiler karşındaki cahilliğimi görürsen bana zaman tanı ve beni yüzünde alaycı bir gülümsemeyle izleme…

Bazı zamanlarda unutkan olursam yahut konuşmalarımızda ipin ucunu kaçırırsam lütfen hatırlamam için gerekli zamanı bana tanı eğer hatırlayamazsam, sinirlenme çünkü asıl önemli olan benim konuşmam değil, senin yanında olabilmem ve senin beni dinliyor olmandır.

Ben sana bir sürü şeyi nasıl yapacağını gösterdim…

İyi yemek yemeyi, iyi giyinmeyi… yaşamı göğüslemeyi…

Eğer birşey yemek istemezsem, baskı yapma bana. Ne zaman yemem yada yememem gerektiğini ben gayet iyi bilirim.

Ve yaşlı bacaklarım yürümeme izin vermediğinde...

… bana elini ver…

Tıpkı, benim sana ilk adımlarını atarken verdiğim gibi.

Ve bir gün artık daha fazla yaşamak istemediğimi söylediğimde… ve ölmek istediğimi…

Kızma… Birgün anlayacaksın…

Yaşımın; zevk alma değil artık idareten yaşama yaşı olduğunu anlamaya çalış,


Bir gün şunu anlayacaksın:



Hatalarıma karşın hep senin için iyi olanı gerçekleştirmeye çabaladım ve
senin yolunu hazırlamaya çalıştım.

Senin yanında olduğumda üzgün, kızgın yada güçsüz hissetme kendini.

Benim yanımda olmalısın, beni anlamalısın ve bana yardım etmelisin.

Yürümeme yardımcı ol… ve yolumu sabır ile, sevgi ile bitirmeme....



Benim için yaptıklarını, bir gülümseme ve senin için her zaman taşıdığım çok derin bir sevgi ile geri ödeyebilirim ancak.

Seni çok seviyorum kızım….
Ve hep seveceğim…



Şimdi ben Perşembe gecesi saat 02:30'da bir yaş daha yaşlanıyorum ya işte bu duygusallığımdan olsa gerek, yazarı belli olmayan Facebook'da okuduğum bu yazı beni inanılmaz duygulandırdı ve kesin karar verdim evet ben de artık yaşlanıyorum! 

17 Mart 2012 Cumartesi

Belki 20 kez hapşırdım bugün ama 1 kez bile çok yaşa diyenim olmadı:( Hastayken kendimi odama kapatmam sadece halk sağlığını korumak için değil kendi vücut bütünlüğümü en kısa sürede toparlayabilmek için aslında ama bugün hiç hoşlanmadım hasta çorbamı kendi kendime yapmaktan. Portakalları sıkacak ile buluşturmak ve içtiğim bardağı kendi kendime mutfağa bırakmak zorunda olmak mı? İşte en hoşlanmadığım kısımlardan biri de buydu.
Derbinin olduğu gün bir erkeğe yanımda kal demek, %80 indirim olan bir mağazaya girmek için can atan sevgiliye gidersen küserim demek kadar yanlış ve saçma, biliyorum. Ama insan hastayken, mantığı beyninin içinde giderek artan o iğrenç mukus tabakası içinde yüzerken bu gerçekliği fark edemiyor ki işte benim gibi bir ruh haline girip kalıyor... 
Hasta olmaktan hiç hoşlanmıyorum, hasta ve yalnız olmakta ise hiç mi hiç hoşlanmıyorum:(

11 Mart 2012 Pazar

Bazı insanlarla tanışmak kaderinizdir. Ve bazı insanlarla tanışmak kaderinizi değiştirir...
Mantık havuzunda boğulmak üzere olan biri olarak buaralar mantık ve planlama dışında hayatımda gerçekleşen gerçekler pek bir şaşırtıcı ve bir o kadar da sevindirici.
Mutluluğun adını her gün yeniden koymak ve aynı blogumun ismi gibi, her gün yeni bir döpiyes gibi hissetmek kendimi çok keyifli...

17 Şubat 2012 Cuma



John abimizin dediğini yaptım ve bu kez olmak istediğimi oldum, mutlu oldum...

9 Şubat 2012 Perşembe

Kariyer yapmak harika! Ama soğuk gecelerde kariyerinize sarılıp yatamazsınız. - Marilyn Monreo

Bu kadına saygım sonsuzdur, severim sebepsizce kendisini, geçmiş aşklarını, yaşanmışlıklarını ve böylesi etkileyici sözlerini...

Her kadın, kariyerinin yanında kendine bir de soyadı arar, belli etse de etmese de... Pek derinden inanmaya başladım ben buna. 

Son not; geçen 15 güne araştırmalarım sonu elde ettiğim 158 adet makale sığdırdım. Henüz bir çoğunu okuyamadım ancak kariyerin akademik kısmını geliştirmeye başladım.

Döpiyes öğrenmeye devam ediyor...

6 Şubat 2012 Pazartesi

Okudum, Pek Beğendim, Paylaşmak İstedim:)


"Vazgeçme" dediler, "pes etme" dediler... Ama bazen en cesur karar vazgeçebilmektir. Çünkü bazen vazgeçmemek kaybetmek anlamına da gelir. İşte vazgeçmek üstüne ezber bozan bir yazı...

BAZEN EN CESURCA KARAR, VAZGEÇEBİLMEKTİR...

Bize vazgeçmemeyi öğrettiler. Vazgeçmenin pes etmek olduğunu anlattılar. Vazgeçersek kaybedebileceğimizi söylediler. Vazgeçmezsek kazanacağımızı söylediler. Bu bazen doğru çıktı, bazen yanlış. Yanlış çıktığında mutlu olmadığımız evlilikler yürüttük, sevmediğimiz işleri yaptık, inandıklarımızla yaptıklarımız birbirine karıştı. Ne vazgeçebildik, ne de kazanabildik. Belki de bazen vazgeçmemiz gerekiyordu. Bırakabilmek, dur diyebilmek, tamam diyebilmekti bizi mutlu edecek. Ama yapamadık, korktuk çoğu zaman. Çünkü vazgeçmek, bırakabilmek bir tercih meselesiydi ve bu tercihin sonuçlarına katlanamadık. Bu tercihi kabullenebilecek cesareti gösteremedik. Peki yapabilsek neler kazanıyoruz? Gelin ona bakalım:

1)Vazgeçebilmek, bazen özgürlüktür. Sevmediğiniz bir işi yapmak, insanı bir anlamda mahkum eder, mutsuzluğa. İşini sevmez, iş ortamını sevmez ama işini bırakamaz. Niye mi? Çünkü iş sahibi olmanın rahatlığını, her ay maaş almanın güven veren yapısını bırakmak istemez. İşi bırakmak, sevdiği işi yapmak ya da bunu yapmak için çaba sarf etmek risktir. Bu riski alabildiğinizde yani, vazgeçebildiğinizde özgürleşiyorsunuz. Çünkü kendiniz için bir şeyler yapmaya başlıyorsunuz. Zihniniz berraklaşıyor. Tazeleniyor. Daha özgür düşünmeye başlıyorsunuz.

2) Tek alternatifte diretmek zaman kaybettirir. Bazen önümüzde bir alternatif vardır. Bunun en doğru olduğunu düşünürüz. Ve sürekli o alternatifi deneriz. Tek hedefimiz odur. Ama o gerçekleşmez, yorar, hayal kırıklığına uğratır. Ya başka alternatifler kazandırıyorsa? Aynısında diretmek kazanç mıdır? Tek gördüğümüz, aslında tek değildir. Sadece bizim görüş alanımızda o vardır. Biraz dışarıya çıkmaya cesaret edince, yeni alternatifler çıkacaktır karşımıza. Çok sevdiğim bir söz var. " Karayı gözden kaybetmeyi göze alamayan, yeni yerler keşfedemez." Tek alternatife takılmamak, yenisi için araştırmalar yapmak, sadece mevcuttan vazgeçmektir. Kaybetmek anlamına gelmez.

Vazgeçmek kötü bir şey değildir. Pes etmek anlamına da gelmez. Sadece doğru zamanda vazgeçmeyi bilmek gerekir. Mevcudun tüm ihtişamına, gücüne, cazipliğine rağmen vazgeçebilmek, cesurluktur. Vazgeçmiyorum diyenler çoğu zaman kaybetmekten korkanlardır. Benim için doğru olan bu yalanına, kendilerini inandırmışlardır. Biraz cesaretle gerçekten istediklerini yapabilecekken, bunu göze almayı cesaret edemezler. Bu yüzden vazgeçmeyi cesur bir karar olarak görüyorum. Herkes vazgeçmeyi beceremiyor.

Bazen, en cesurca karar, vazgeçebilmektir.

Kaynak : www.markafikirleri.com

5 Şubat 2012 Pazar

Keyiflerimi buldum yeniden...


Dört mevsimi yaşadım son 15 günde, karlı kışı da gördüm, yağmurlu sonbahar havasını da ve ılık bahar saatlerini de...
Çok şehir değiştirdim şu 15 günde ve çok ruh hali...
En tatlısındayım şuan tam da bloğumun ismi gibi, seksi bir döpiyes gibi...

20 Ocak 2012 Cuma

Karadeniz'in beyazı çarpar adamı dedilerdi de inanmamıştım, haklılarmış... Boğazım kıpkırmızı, pencereden görünen işte bu manzara ve ben eskilerden bir şiiri hatırladım, pek sevdiğim bir şiiri... Döpiyes oksijen ve sessizlik komasında bu sakin yörede:)


Daha az seviyorum seni...
Giderek daha az.. .
Unutur gibi seviyorum...
Azala azala...
Aramızdaki uzaklığın karanlığında...

Geceler kısalıp gündüzler uzuyor öyle olunca...
Daha az seviyorum seni...
Kendini iyileştiren bir yara gibi...
Daha az...
Ve zamanla...

Sen geceyi tutuyorsun... Ben nöbetini...
Uzak dağ kışlalarında...
Görmüyoruz birbirimizi...
Usul usul sis iniyor...
Kopmuş yollara...
Işığı hafif uykusu ağır koğuşlarda üzerini örtüyorum senin..
Bir çığ gibi büyüyorsun rüyalarımda..
Sevgilim sevgilim
Yıldızları daha büyüktür bazı gecelerin
Nöbet kadar yalnızken öğreneceksin bunu da..

Artık daha az seviyorum seni...
Unutur gibi ölür gibi daha az...
Yeniden ödetiyorum kendime
Onca aşkın öğretemediğini...
Kolay değildi...
Yalnızca sevgilimi değil evladımı da kaybettim ben...
Kaç acı birden imtihan etti beni...
Bir tek gece vardır insanın hayatında...
Ömür boyu sürer nöbeti...
Bu da öyleydi...
İyi ol...
Sağ ol...
Uzak ol...
Ama bir daha görme beni...

19 Ocak 2012 Perşembe

Döpiyes Karadeniz keşfinde daa :)


Evet gezi planlarımdan birini daha gerçekleştirebilmenin mutluluğu ile Rize'nin küçük, şirin bir ilçesinden yazıyorum bu yazıyı. Mutluyum, beynim bol oksijen altında şaşkına dönmüş durumda, korna sesi, karmaşa, koşuşturma yok burada. Usulca yağıyor meşhur Karadeniz yağmuru ve ülkemde gördüğüm en temiz yürekli insanlar var etrafımda. Gerçekten Karadeniz yani gördüğüm kadarıyla Rize halkı oldukça sıcak kanlı ve samimi. Hareketleri başka bir şehirden geldiğinizi bildikleri için sizi korumaya, kollamaya yönelik. Döpiyes bir insan profili daha tanıdı burada ve tanımaya da devam edecek. 4 gün daha buralardayız daa :))

8 Ocak 2012 Pazar

Ben en çok çekirdek kabının/poşetinin içinden çıkan kırılmış, yemeye hazır olanlarına sevinirim. Saygıdeğer çekirdeğe bir kız ismi veren nadide güzellikteki bir şehirde yaşıyor olsam da ona çiğdem değil, çekirdek diyip daha erkeksi bir hava vermek ayrı bir hoşuma gidiyor nedense:) Mesela 8-10 tane çekirdeği kırıp ağzımın içinde bekletip hepsini topluca çiğnemeyi de çok severim. En sinir olduğum şey çürük, kurtlu çekirdek tabiki ve ağzımda bıraktığı dayanılmaz berbat tat! Ama olsun, hangimiz kusursuzuz ki çekirdeğin kusuruna taş atabilelim. Avucama aldığım bu son 5 tane, bir de şu büyüğü yiycem, aa şu küçük çok şirin, hey çiftlide varmış derken 1 kase çekirdiği kısa bir sürede bitirdiğim çokça zaman vardır.
Evet bu pazar çekirdek ile aramdaki duygusal bağı anlattıktan sonra haftaya mısırı anlatmaya karar verdim. Tamam şaka :) 
Sadece aklıma geldi yazmak istedim yani hepsi o:)

7 Ocak 2012 Cumartesi

Yazarsan rahatlarsın...
Yazarsan sustukların kelimelere dökülür ama yalnızca okunurlarsa ses bulurlar, okunmadıkları sürece içinde kalmalarından bir farkı yoktur. Sadece sen rahatlarsın, duyulması gerekenler duyulmaz, sen susmazsın ama konuşmamışsındır da... Çelişkili bir durum yani yazmak ve tehlikeli. Yazdıklarının anlamını iyi bilmelisin, hangi anlamlara gelebileceğini hesaplamalısın. Anlatmak istediğini anlayabilmeli okuyucu hatta sadece onu anlamalı.
Yazmak terapidir bu işi sevenler için, sevmeyenler için ise bir duygusal safsatasından başka bir şey değildir.
Yazmak Döpiyes için bir mandala boyamak gibi dünyanın en rahatlatıcı terapilerinden biridir... Ansızın yazmak, hep yazmak, anlamlı anlamsız yazmak işte...

6 Ocak 2012 Cuma

Hayallerimi anlatmak istiyorum bu yazıda, Döpiyes'in uçsuz bucaksız hayallerini...
Müzik arşivinden başlamak istiyorum; sadece caz ve klasik müzikten ibaret en az 1000cd'lik bir müzik arşivi... Blues'un en iyileri, en bilinmeyenleri, en güzel senfoniler ve en beğendiklerim... Liseden beri hayalimdir orjinal cd'ye para verebileceğim günlerin gelmesi.
Cd'lerimin yanında koccaman bir kitaplık, bir sürü kitap ve onların yanında özel bir bölüm; kendi yazdığım kitap-lar... Bu hayal ilkokulda ilk komposizyon ödülümü aldığım günden beri var.
Salonda aydınlık ferah bir köşe ve benim çok sevdiğim olacak büyük rahat bir koltuk, kahvemi içmeyi en çok seveceğim yer olacak orası. Rengi önemli değil ama güzel bir kırmızıya hayır diyemem sanırım.
Duvarda bir kaç orjinal tablo... Kendi içleri büyük, tanındıkları dünya küçük ressamlara ait... Dünyanın çeşitli yerlerinden alınmış kimisi çok ucuz ama değişik küçük biblolar, resimler, çerçeveler. Her biri ayrı bir ülkeden hatıra...
Bir gardırop ki içi döpiyes dolu... 
Deri ve seksi iş çantamın içinde ise yazılan raporlar, yapılacaklarla dolu ajandalar... Olmak istediğim yerde...
Döpiyes hayaller aleminde...

4 Ocak 2012 Çarşamba

Hızla başladı yeni yıl... Bunu uzun cümlelerle anlatmaya gerek yok. Evliliğin mantığını çözmeye yarayacak bir yazı okudum bugün, onu paylaşmak istiyorum şuanda... Kimimiz için ilkel, kimimiz için mantıksız ama kimimiz içinde çok anlamlı satırlar bunlar...

Eşim olma, karım ol!
Bakma daha ilkel durduğuna sen, ruhu vardır kelimelerin.
“Karı-koca” “eş”ten daha çok şey anlatır.
Hatta belki bize unutulmuş bir şeyi söyler.
Sahi, biliyor musun? Neden erkeğe “koca”, kadına da “onun karısı” demiş eskiler?
Eşim değil, karım ol!
Kedilerin eşi olur, terliklerin de…
İnsanın eşi olmaz.
Bir ömür eşlik ediyor diye mi sevgiliye eş denir?
Eşlik etmek yeter mi?
Fazlasını beklemez mi insan yârinden?
Kelimeleri yitirmeseydik anlardık belki, evlenecek erkeğe eskilerin neden ”koca” dediklerini.
Çünkü “koca” bilge demektir, yüce demektir.
Koca demek, dağ demektir.
Ve ne kadar yüce olursa olsun, üstünde kar olmayan dağ eksiktir.
Dağların yücesine kar yağar diye kadına da “kocanın karı” demişler. Bakma şimdi evlenenlerin “karı-koca” ilan edildiğine.
“Koca ve onun karı” olmalıdır aslında.
Yani yüce bir dağ olmalı adam.
Kar gibi pak ve masum olmalı kadın.
Örtmeli ve bir ömür, süsü olmalı dağın.
Çünkü üşür tepesinde kar olmayan dağ, ne kadar yüce olursa olsun, yarım görünür…
Eşim olma, karım ol!
Bana benzemeye çalışma sakın.
Bana benden lazım değil bir tane daha.
Ama unutma ki sensiz yarımım.
Her zaman söylemem, ama sen anla.
Eşim olma, karım ol!
Beni tamamla…

31 Aralık 2011 Cumartesi

Bu yılın son yazısını yazmazsak hatrı kalırdı. Sevgili kızım 2011'e sesleniyorum gelinim 2012 sen anla:)) Geçen yıl başında bloguma yazılar yazarak cümle aleme ilan ettim milli piyango büyük ikramiyesinin bana çıkacağını. Secret yaptım, enerji gönderdim, evrenden istedim. Peki noldu? Amorti bile çıkmadı! Sonrasında tüm yıl boyunca uğraştım durdum, inişler, çıkışlar, duygusal karmaşalar falan filan... Tek sebebi Noel Babacığımızın benim amortiyi unutmuş olmasıydı! Eğer ki bana amorti çıksaydı ben yeni yıla züğürt mutluluğu ile girseydim böyle olur muydu, olmazdı! 
Kısacası bu yıl amorti rakamlarından biri '7' olmazsa çok bozulcam Noel Babacığım haberin ola!
Ayrıca bir de istek listesi göndermek istiyorum sana, olurda belki boş vaktin olur, bir göz atarsın, bir iki tanesini bana gönderirsin falan... Yani sen anla artık:))
2012 İstek Listesi;
1. Milli Piyango Büyük İkramiyesi
2. Birinci maddenin imkansız olduğu durumda amorti,
3. Okul ortalamamı 3,00 yapıcak mucizevi sınav notları,
4. Erasmusa gitmemi sağlayacak mucizevi bir dil puanı,
5. Üçüncü ve dördüncü maddelerin gerçekleşmemesi halinde, benden başka erasmusa başvuracak rakiplerimin hepsinin mücbir bir sebeple elenmesi ve tek adayın benim olmam ihtimali,
6. İstanbul'daki staj sürem için bana burs verecek hayrı sever, parası bol, gönlü geniş bir iş adamı,
7. Cüzdanımda harcadıkça bitmeyen hatta çoğalan bir paranın yer alması,
8. Hiç bir zaman ekstresi gelmeyen bir kredi kartı,
9. Mango, Koton, Bershka ve Zara'da ömür boyu %50 indirim olması,
10. Yukarı dileklerim yanında burada yazmadığım, içimden sürekli olarak geçirdiğim 47859512 tanecik dileğimin daha gerçek olması:)


Yeni yıla sevgi ve saygılarımla, Döpiyess yazmaya devam ediyor...

6 Aralık 2011 Salı

Her aşk kahve fallarında geleceğini göstermeyecek kadar eşsizdir aslında...
Ve her aşık kahve falında bir ip ucu arar aşkından.
Her aşk, arkadaş tavsiyeleri ile yürütülemeyecek kadar özeldir aslında ama her aşık kırk kat ötenin bile aşk tavsiyelerine açıktır aslında...
Her aşk kaybedilmeyecek kadar kıymetle ve her aşık aşkını kaybedecek kadar kördür zaman zaman.
Aşk yaşandıkça şaşılan, şaşıldıkça inanılan ve şarkılardaki, masallardaki ile alakası bile olmayan 3. boyutta yaşanmış bir zaman dilimidir aslında...
Döpiyes yine aynı modda, aşk...

2 Aralık 2011 Cuma

Döpiyes Bir Düğme Daha İlikledi Ceketinde...

Bazı şehirler insanın kaderinde vardır, kaçsanız da o kaderi yaşamayı değiştiremezsiniz...
İstanbul benim kaçtığım kaderim sanırım... İzmir'i kovalarken çıkıverdi yine karşıma... Hem de üniversite efsanelerinde anlatılan cinsten. 
Nasıl mı? 
Üniversitede 2 gün önce verilen bir konferansa katıldım, konuşmacı .Mazars Denge Denetim İnsan Kaynakları Direktörü Mehmet Eronat, konu 'Neden İş Bulamıyoruz?'
Şimdi bu bilgileri neden mi verdim? 
Konferans sonunda Mehmet Bey'e sorduğum bir soru ve üzerine kariyerimle ilgili anlattığım 1-2 cümle sonunda Mehmet Bey bana 2012 Yazı için 3 aylık insan kaynakları stajı teklifinde bulundu, tüm salonun önünde, ders hocamın önünde...
Muhteşem derecede gurur vericiydi...
Üniversitede bu efsane hep vardır 'oğluuum bu konferansın sonunda staj fırsatı varmış, kızııım çocuğun biri staja girmiş bu konferanslar sayesinde...' tarzı cümleler çok döner okul geyiklerinde.
Evet her efsanedeki gerçeklik payı bu efsanede yüzdeyüz oldu.
Bu yaz, Mazars'dan yana bir terslik çıkmazsa, yıllardır sadece 3-5 günlük tatillere gittiğim, uzun süreli yaşamaktan kaçtığım o şehirde, İstanbul'da olacağım.
Anlayacağınız Döpiyes ceketinin bir düğmesini daha ilikledi hanımlar beyler saygılarla... :)

21 Kasım 2011 Pazartesi

Cep telefonum olmadan sokağa çıkınca kendimi kış günü çorapsız, kabansız, hatta ayakkabısız dolaşıyormuşum gibi çıblak hissediyorum!!
ÖSYM'nin yüksek mertebe derecede saçma güvenlik önlemleri sebebiyle bu sabah KPDS'ye yanımda sadece nufüs cüzdanı ve kentr kart ile gittim. Çanta, saat, toka, bozuk para, kalem, peçete hatta anahtar bile yasak. Ve hatta sigara paketlerini bile almadılar içeri! Anahtarımı çorabımın içine saklayarak durumu çözdüm ama bu cep telefonsuz hayat çok fena.
Bu melet nasıl da girmiş, hayatımızın baş köşesine yerleşmiş öyle? İlginç...

14 Kasım 2011 Pazartesi

Bazen inanırsınız bir kere, onun istediğiniz kişi olduğuna...
Ve çabalarsınız durmadan, istediğiniz 'kişi' olabilmesi için onu değiştirmeye...
Bir yıl, iki yıl, üç yıl, bir ömür geçer...
İnancınız kaybolmadığı sürece, at gözlükleriniz gözünüzde çabalamaya devam edersiniz,
Ne zaman ki bir duvara toslar, at gözlüklerinizi yere düşürürseniz,
O zaman çabadan çok gerçekliğin önemli olduğunu anlarsınız...

13 Kasım 2011 Pazar

Günlerden pazar, dışarda 20km/saat hızında esen bir rüzgar var. Evin yerden yüksekliği yaklaşık 20 metre, tabiri caiz ise bulgur pilavını balkonda yemeye kalksanız hepsi uçar gider...
Yarın üniversite hayatımın 7. vize dönemi başlıyor, kendilerine 10.vizeler döneminde veda edeceğimi de hatırlatmak beni mutlu eder sanırım.
Çalışmam gereken 96854967467 sayfa ders notu var. 
Ve içimde kocaman bir aşk. 
Bu hafta başlıyor sınavlar silsilesi ve uzuuun bir süre devam edecek gibi.
Keşke bir balık olsaydım da şu havada suyun içinde üşümeden yaşasaydım.
Döpiyes'ten saygılar...

7 Kasım 2011 Pazartesi

Sana bir şiirler olmuş sevgilim,
Yüzün gözün söz içinde...
Hangi imla kitabına baksam,
Benden ayrı yazılıyorsun.

Özdemir Asaf

2 Kasım 2011 Çarşamba

Her yıl tek bir gün var zamanı geri sarabileceğimiz, kendisi Ekim'in son Pazarı...
Şaka değil gerçekten, gece 4'den 3'e geri sarıyoruz her yıl. Ama ben hiç bir zaman beklemedim saatin 4 olmasını, genelde saat 11 veya 12 civarı aldım saatlerimi geri. Neden mi, sanki böylece gerçekten 1 saat daha uzun yaşıyormuşum gibi geliyor, psikoloji işte...
Kavga edersin sevgilinle, bağırırsın ona zamanı geri alabiliyor musun ki sen affedim dersin. Sınava girer çıkarsın, ahh dersin şimdi zamanı geri alsam daha az heyecanlanır daha çok soru yapardım dersin. Sabah uyanamazsın otobüsü kaçırırsın, derse giremezsin, sen o derse giremezsin ya hoca tüm yıl boyunca işleyeceği en önemli konuyu işler, vah dersin o sabah 1 saat erken kalkabilseydim işte...
Velhasılı kelam işte o 1 saat her yıl ekim ayının son pazarı geliyor kimseciklerin fark ettiği yok:)
Blog haberin var mı geçen Pazar herkescikler 1 saat uzun yaşadı, zamanı geri aldı haberi yok :))


P.S.: Naber düz mantıklı Döpiyes:))